ANATOLIA PRESS
Hukuk

Özel Hastane Denetimsiz Kalabilir mi?

Yayınlanma: 29 Ağustos 2026 14:09· Güncelleme: 29 Ağustos 2026 14:09· 3 dk okuma
Özel Hastane Denetimsiz Kalabilir mi?
Özel Hastane Denetimsiz Kalabilir mi? 29 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü tarafından akredite edilen özel hastanelere belirli sürelerle olağan denetim muafiyeti getirildi. Buna göre platin ve altın kategorisindeki hastaneler üç yıl, gümüş kategorisindekiler iki yıl, bronz kategorisindekiler ise bir yıl boyunca olağan denetimlerden muaf tutulabilecek. Şikâyet, ihbar veya idarece gerekli görülen diğer hâllerde olağan dışı denetim yapılması mümkün olmaya devam edecek. İlk bakışta bu makul bir düzenleme gibi görünebilir. Bir hastane bağımsız kalite değerlendirmelerinden geçmiş, belirli standartları yerine getirmiş ve yüksek bir akreditasyon derecesi almışsa, kamu idaresinin denetim kaynaklarını daha riskli kuruluşlara yöneltmesi anlaşılır bir tercihtir. Ne var ki sağlık hizmeti sıradan bir ticari faaliyet değildir. Bir mağazadaki hizmet kusuru çoğu zaman parayla telafi edilebilir; hastanedeki bir ihmalin bedeli ise insan yaşamı, beden bütünlüğü veya kalıcı sağlık kaybı olabilir. Bu nedenle sağlık hizmetlerinde denetimin asıl işlevi mevzuata uygunluğu kontrol etmekten ibaret değildir; hastanın yaşam ve sağlık hakkını korumaktır. Akreditasyon ile kamu denetimi aynı şeyi ölçmez. Akreditasyon, bir hastanenin belirli kalite standartlarına belirli bir andaki uygunluğunu gösterir. Kamu denetimi ise hastanenin ruhsat şartlarına, personel standartlarına, hasta haklarına, tıbbi kayıt yükümlülüklerine, ücretlendirme kurallarına ve sağlık mevzuatına sürekli biçimde uyup uymadığını inceler. Bir kuruluşun kalite belgesi almış olması, sonraki yıllarda da bütün uygulamalarının hukuka uygun kalacağının garantisi değildir; çünkü hastaneler yaşayan kurumlardır. Hekim ve yönetici kadroları değişir, yeni cihazlar devreye girer, bazı hizmetler dışarıdan temin edilmeye başlanır, maliyet baskıları artar, hasta yoğunluğu değişir. Üç yıl önce yüksek standartlara sahip olduğu tespit edilen bir hastanenin bu koşulları bugün de eksiksiz sürdürdüğü varsayılamaz. Bir diğer sorun, denetimin fiilen şikâyete bağlı hâle gelme riskidir. Yönetmelik şikâyet veya ihbar üzerine olağan dışı denetim yapılmasına izin veriyor; fakat hastaların büyük bölümü kendisine sunulan tıbbi hizmetin teknik açıdan doğru olup olmadığını değerlendirebilecek durumda değildir. Ameliyathanedeki personel eksikliğini, laboratuvar süreçlerindeki bir uygunsuzluğu ya da cihaz bakımındaki bir ihmali hasta çoğu zaman fark edemez; fark edemediği bir durum hakkında şikâyette bulunması da beklenemez. Olağan denetimin asıl değeri tam da burada ortaya çıkar: henüz şikâyete dönüşmemiş, hastanın haberdar bile olmadığı tehlikeleri gün yüzüne çıkarmak. İyi bir denetim, zarar meydana geldikten sonra sorumlu aramakla yetinmez; zararın doğmasını baştan önlemeyi amaçlar. Elbette her hastanenin aynı sıklık ve yoğunlukta denetlenmesi gerekmiyor. Akredite hastaneler bakımından daha seyrek, daha dar kapsamlı veya risk temelli bir denetim modeli uygulanabilir. Ancak “kalite belgesi var” gerekçesiyle olağan kamu denetimini tümüyle ortadan kaldırmak yerine, akreditasyon derecesine göre farklılaştırılmış bir denetim modeli çok daha güvenli olurdu. Örneğin yüksek akreditasyon derecesine sahip hastanelerde kapsamlı denetimler seyrekleştirilebilir; buna karşılık hasta güvenliği, yoğun bakım koşulları, enfeksiyon kontrolü, acil servis, personel yeterliliği ve hasta hakları gibi kritik alanlarda habersiz kontroller sürdürülmelidir. Yeni düzenleme, özel hastanelere röntgen ve bazı laboratuvar hizmetlerini yerinde hizmet alımı yoluyla karşılama konusunda da esneklik getiriyor; ayrıca 30 Ocak 2025’ten önce ruhsatlandırılmış bazı hastaneler için fiziki şartlara ilişkin istisnalar tanınıyor. Bu esnekliklerin devreye girmesi, düzenli ve etkili denetimi daha az değil, daha önemli hâle getiriyor. Akreditasyon teşvik edilmelidir; başarılı hastanelerin ödüllendirilmesi ve idari yüklerinin hafifletilmesi doğrudur. Fakat bu ödülün, kamu denetiminden tamamen uzaklaşmak biçiminde tasarlanması tartışmaya açıktır. Sağlık alanında esas alınması gereken ilke basittir: güven belgelere dayanabilir, ama güvence ancak sürekli gözetim ve denetimle sağlanır. Bir özel hastanenin kaliteli olduğuna inanabiliriz; fakat hastanın yaşam ve sağlık hakkı söz konusu olduğunda inanmakla yetinemeyiz, düzenli olarak doğrulamak zorundayız.
Hafize ÖzdilekAvukat

İlgili Haberler