
Yapay Zeka Adaletin Neresinde Durmalı?
Yargıda teknolojiden yararlanmak kaçınılmazdır; ancak kararın, gerekçenin ve sorumluluğun insanda kalması gerekir.
Yayınlanma: 02 Eylül 2026 11:20· Güncelleme: 02 Eylül 2026 11:20· 4 dk okuma

Yapay Zeka Adaletin Yerine Geçebilir mi?
Av. Hafize Özdilek
Yeni adli yıl, yalnızca yargının sorunlarının ve beklentilerinin konuşulduğu bir törenle değil, geleceğin adalet sistemine ilişkin son derece önemli bir tartışmayla başladı: Yapay zeka yargının neresinde duracak?
Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada, yapay zeka destekli sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması gerektiğini vurgularken son derece isabetli bir sınır çizdi: “Teknoloji insanın yerinde değil, yanında olmalıdır.”
Gerçekten de yapay zeka, milyonlarca sayfalık mevzuatı ve içtihadı saniyeler içerisinde tarayabilir. Benzer uyuşmazlıklarda verilen kararları karşılaştırabilir, dosyalardaki tutarsızlıkları gösterebilir, yargılama sürelerinin tahmin edilmesine yardımcı olabilir. Ancak bunların hiçbiri, tek başına adalet dağıtmak anlamına gelmez.
Çünkü adalet, yalnızca veriler arasında matematiksel bir bağlantı kurulmasından ibaret değildir.
Algoritma geçmişi öğrenir, adalet geleceğe yön verir
Yapay zeka sistemleri, kendilerine sunulan geçmiş verilerden öğrenir. Oysa geçmişte verilmiş her kararın adil olduğu söylenemez. Toplumdaki eşitsizlikler, önyargılar ve ayrımcı uygulamalar yargı kararlarına veya kamu kayıtlarına yansımışsa, bu verilerle eğitilen bir sistem söz konusu sorunları ortadan kaldırmak yerine yeniden üretebilir.
Bu nedenle bir algoritmanın çok sayıda kararı incelemiş olması, onun tarafsız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, hangi verilerin sisteme dahil edildiği, hangi verilere daha fazla ağırlık verildiği ve sistemin hangi ölçütlere göre sonuç ürettiği bilinmiyorsa, görünürde tarafsız olan teknoloji yeni ve daha zor fark edilen bir ayrımcılık mekanizmasına dönüşebilir.
Bir insanın verdiği karar gerekçesi üzerinden tartışılabilir. Ancak “sistem böyle hesapladı” şeklindeki bir açıklama, hukuk devletinde kabul edilebilir bir gerekçe değildir.
Hâkim kararın sorumluluğunu algoritmaya bırakamaz
Yapay zekanın yargıda kullanılması hâkimin bağımsızlığını ve karar verme sorumluluğunu ortadan kaldırmamalıdır. Yapay zekanın sunduğu değerlendirme, hâkim açısından bağlayıcı bir talimat değil, gerektiğinde reddedilebilecek yardımcı bir görüş olmalıdır.
Buradaki en büyük tehlikelerden biri, “otomasyon yanlılığı” olarak ifade edilen durumdur. İnsanlar, bilgisayar tarafından üretilen bir sonucun daha nesnel ve doğru olduğunu düşünmeye eğilimlidir. Hâkim ya da diğer yargı görevlileri, sistemin değerlendirmesini yeterince sorgulamadan benimserse görünürde insan tarafından verilen karar, gerçekte algoritmanın kararı hâline gelir.
Bu nedenle son kararın altında hâkimin imzasının bulunması tek başına insan denetiminin gerçekleştiğini göstermez. Hâkimin sistemin önerisini anlayabilmesi, sorgulayabilmesi ve gerekçeli biçimde reddedebilmesi gerekir.
Avrupa Konseyi Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu da yapay zekanın yargıda kullanılması bakımından temel haklara saygı, ayrımcılığın önlenmesi, veri kalitesi ve güvenliği, şeffaflık, tarafsızlık ve insan kontrolü ilkelerini esas almaktadır. Güncel yaklaşım son derece açıktır: Yargı yetkisi mahkemelere aittir, yapay zeka çıktısı bağlayıcı olmamalı ve kişinin bir insan hâkime erişimi her zaman korunmalıdır.
Yargısal yapay zeka da denetlenmelidir
Yargı alanında kullanılacak yapay zeka sistemlerinin yalnızca teknik açıdan çalışıp çalışmadığına bakılması yeterli değildir. Bu sistemler hukuki, etik ve toplumsal etkileri bakımından da bağımsız denetime tabi tutulmalıdır.
Öncelikle şu sorulara açık cevap verilmelidir:
* Sistem hangi verilerle eğitilmiştir?
* Kişisel veriler hangi hukuki dayanakla işlenmektedir?
* Veriler doğru, güncel ve temsil kabiliyetine sahip midir?
* Sistem belirli toplumsal gruplar bakımından ayrımcı sonuçlar üretmekte midir?
* Yapay zeka çıktısı bir kararı ne ölçüde etkilemiştir?
* Hatalı sonuç nedeniyle zarar doğduğunda sorumluluk kime ait olacaktır?
* Taraflar, karar sürecinde yapay zeka kullanıldığını öğrenebilecek midir?
Ticari sır veya sistem güvenliği gibi gerekçeler, yargısal kararları etkileyen algoritmaların tamamen kapalı tutulmasını haklı gösteremez. Bir vatandaşın özgürlüğünü, mülkiyetini, aile hayatını veya diğer temel haklarını etkileyen sistem, demokratik ve yargısal denetimin dışında bırakılamaz.
Avukatlık mesleği de dönüşüyor
Aynı gün Türkiye Barolar Birliği tarafından Dijital Avukat Veri Asistanı DavaTek’in kullanıma açılması da hukuk mesleğindeki dijital dönüşümün artık teorik bir tartışma olmadığını gösteriyor. Dosya ve evrak yönetimi, içtihat araştırması, süre takibi ve benzeri işlemlerde teknoloji avukatların işini önemli ölçüde kolaylaştırabilir.
Ancak avukatlar bakımından da değişmeyen bir gerçek vardır: Mesleki sorumluluk kullanılan yazılıma devredilemez.
Yapay zeka tarafından hazırlanan bir dilekçenin içeriğini kontrol etmeden mahkemeye sunan, müvekkiline ait gizli bilgileri güvenliği belirsiz bir sisteme aktaran veya gerçekte bulunmayan içtihatlara dayanarak işlem yapan avukat, “bunu yapay zeka yazdı” diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Teknolojik araçların sağladığı hız, doğrulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; aksine daha dikkatli bir denetimi gerekli kılar.
Hızlı karar ile adil karar aynı şey değildir
Türkiye’de yargının iş yükü ve davaların uzun sürmesi önemli bir sorundur. Yapay zeka, tekrarlanan işlemleri azaltarak ve bilgiye erişimi kolaylaştırarak bu sorunun çözümüne katkı sağlayabilir. Fakat yargının başarısı yalnızca sonuçlandırılan dosya sayısıyla ölçülemez.
Hızlı verilen yanlış bir karar, gecikmiş adalet kadar ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle hedef, hâkimin yerine karar veren bir algoritma kurmak değil; hâkimin dosyayı daha iyi incelemesini, avukatın bilgiye daha hızlı ulaşmasını ve vatandaşın adalete daha kolay erişmesini sağlayan güvenilir sistemler geliştirmek olmalıdır.
Yapay zeka yargıya girecektir; hatta büyük ölçüde girmeye başlamıştır. Asıl mesele bu teknolojinin kullanılıp kullanılmayacağı değil, hangi sınırlar ve güvenceler içerisinde kullanılacağıdır.
Adaletin geleceği, insan ile teknoloji arasında yapılacak bir tercih değildir. Doğru tercih, teknolojiyi insanın hizmetinde tutmak; kararı, gerekçeyi ve sorumluluğu ise insanda bırakmaktır.
Av. Hafize Özdilek


