ANATOLIA PRESS
Hukuk

Çocuk Adaletinde Yeni Dönem: Gerekli Tedbirler ile Ağırlaşan Cezalar Arasında Hassas Denge

Çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasını önlemeyi, silah ve kesici aletlere erişimini sınırlandırmayı amaçlayan yeni düzenleme önemli ve ihtiyaç duyulan hükümler içeriyor. Bununla birlikte, çocuklara özgü ceza ve infaz rejiminin giderek yetişkin ceza hukukuna yaklaşması dikkatle değerlendirilmelidir.

Yayınlanma: 09 Ağustos 2026 11:54· Güncelleme: 09 Ağustos 2026 11:54· 7 dk okuma
Çocuk Adaletinde Yeni Dönem: Gerekli Tedbirler ile Ağırlaşan Cezalar Arasında Hassas Denge
Çocuk Adaletinde Yeni Dönem: Gerekli Tedbirler ile Ağırlaşan Cezalar Arasında Hassas Denge Av. Hafize Özdilek | 9 Ağustos 2026 TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, çocukların suça sürüklenmesine ilişkin uzun süredir tartışılan birçok konuda yeni hükümler getiriyor. Düzenlemeyi yalnızca “çocuklara verilen cezalar artırıldı” şeklinde değerlendirmek eksik olacaktır. Çünkü kanun; çocukların silah ve kesici aletlere erişiminin engellenmesinden sosyal inceleme zorunluluğuna, ailelerin sorumluluğundan infaz ve rehabilitasyon süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Bu yönüyle düzenlemede ihtiyaç duyulan ve yerinde olan önemli yenilikler bulunmaktadır. Ancak ağır suçlara ilişkin ceza artışları ve bazı çocuklar bakımından yaş indiriminin uygulanmamasına imkân tanınması, çocuk ceza hukukunun temel ilkeleri açısından ayrıca tartışılmalıdır. Ağır suçlarda ceza sınırları yükseliyor Yeni düzenlemenin kamuoyunda en fazla dikkat çeken yönü, 12–18 yaş grubundaki çocuklar hakkında uygulanabilecek ceza sınırlarının yükseltilmesidir. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış çocuklardan, davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve yönlendirme yeteneği bulunduğu belirlenenler hakkında; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 13 yıldan 18 yıla, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda ise 10 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilebilecektir. 15–18 yaş grubunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından ceza 19 yıldan 27 yıla; müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından ise 15 yıldan 18 yıla kadar uygulanabilecektir. Asıl önemli değişiklik, kasten öldürme ile ölüm, bitkisel hayata girme veya organ işlevinin kaybı gibi ağır sonuçlara neden olan nitelikli yaralama suçlarında ortaya çıkmaktadır. Somut olayda çocuğun kasta dayalı kusurunun ağırlığı, amacı, saiki, suçun işleniş şekli ve daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezası alıp almadığı göz önünde bulundurularak 15–18 yaş grubundaki çocuklar hakkında yaş indirimi uygulanmayabilecektir. 12–15 yaş grubundaki çocuklara ise bir üst yaş grubunun ceza rejiminin uygulanması konusunda hâkime takdir yetkisi verilmektedir. Bu hükümler, bütün çocukların otomatik olarak yetişkin gibi cezalandırılacağı anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, bazı ağır suçlarda çocuklara özgü ceza rejiminden önemli ölçüde uzaklaşılabilmesinin önü açılmaktadır. Toplumsal güvenlik bakımından anlaşılabilir bir ihtiyaç Son yıllarda çocukların organize suç yapılanmaları tarafından kullanılması, silahlı saldırılara yönlendirilmesi ve yaşı küçük kişilerin ceza hukukundaki konumundan yararlanılmaya çalışılması toplumda haklı bir endişe oluşturmuştur. Suç örgütlerinin özellikle ekonomik ve sosyal açıdan korunmasız çocukları seçtiği, çocukların kolayca yönlendirilebilmesinden ve daha farklı bir ceza rejimine tabi olmalarından yararlanmaya çalıştığı görülmektedir. Bu nedenle devletin yalnızca suç işlendikten sonra değil, suç işlenmeden önce de etkili önlemler alması gerekmektedir. Kanunun caydırıcılığı artırmayı ve çocukların suç örgütlerinin etkisine girmesini önlemeyi amaçlaması bu açıdan yerindedir. Ancak cezaların ağırlaştırılması tek başına yeterli değildir. Çocuğu suça yönlendiren, ona silah temin eden, suç işlemesi için baskı yapan veya çocuğu örgütsel faaliyetlerde kullanan yetişkinlere yönelik yaptırımların etkili biçimde uygulanması gerekir. Çocuk üzerinden suç işleyen yetişkinler görünmez kalırken yalnızca çocuğun cezasının artırılması, sorunun kaynağını ortadan kaldırmayacaktır. Silahın çocukların eline geçmesini önleyen hüküm yerindedir Düzenlemenin ihtiyaç duyulan yeniliklerinden biri, ateşli silahların gerekli dikkat ve özen gösterilmeden muhafaza edilmesine ilişkin yaptırımdır. Ateşli silahını uygun şekilde saklamayarak silahın bir çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, eylem daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilecektir. Bu hüküm son derece önemlidir. Ateşli silah bulunduran kişinin sorumluluğu, yalnızca silahı bizzat kullanmamakla sınırlı değildir. Silahın çocukların erişemeyeceği şekilde muhafaza edilmesi de silah sahibinin temel yükümlülüğüdür. Çocuğun ulaştığı silahla kendisine veya bir başkasına zarar vermesinden sonra yalnızca çocuğun sorumluluğunun tartışılması hakkaniyetli değildir. Silaha erişimi mümkün kılan yetişkinin ihmali de ceza hukuku bakımından karşılıksız bırakılmamalıdır. Bu nedenle silahların güvenli biçimde muhafaza edilmesini zorunlu kılan ve ihlali yaptırıma bağlayan düzenleme, koruyucu ceza hukuku açısından gerekli ve yerindedir. Çocuklara bıçak ve kesici alet satışının yasaklanması Kanunla belirli kesici, delici veya bereleyici aletlerin 18 yaşından küçüklere satılması; çocuklar tarafından satın alınması ve taşınması yasaklanmaktadır. Çocukların bıçak ve benzeri aletlere kolayca erişebilmesi, okul çevrelerinde ve kamusal alanlarda ciddi güvenlik sorunlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle satışın ve erişimin sınırlandırılması, suçun meydana gelmesini önlemeye yönelik doğru bir adımdır. Bununla birlikte, yasağın uygulamada etkili olabilmesi için yalnızca çocukların üzerinin aranması veya çocuklara idari yaptırım uygulanması yeterli olmayacaktır. Bu ürünleri çocuklara satan iş yerlerinin, çevrim içi satış kanallarının ve aracılık eden yetişkinlerin düzenli olarak denetlenmesi gerekir. Düzenleme, çocuğu cezalandıran değil, öncelikle çocuğun tehlikeli araçlara erişimini engelleyen bir anlayışla uygulanmalıdır. Sosyal inceleme güvencesinin güçlendirilmesi olumlu Düzenlemenin önemli hükümlerinden biri de 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmadan hazırlanan iddianamelerin iade edilebilmesidir. Çocuğun yalnızca işlediği iddia edilen fiile bakılarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Aile ortamı, eğitim durumu, ekonomik koşulları, maruz kaldığı ihmal veya şiddet, bağımlılık riski ve suç örgütleriyle bağlantısının nasıl kurulduğu araştırılmalıdır. Sosyal inceleme raporu, çocuğun ceza sorumluluğunun ve ihtiyaç duyduğu koruyucu tedbirlerin belirlenmesinde temel bir güvencedir. Bu raporun şeklen hazırlanmış bir belgeye dönüşmemesi; psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanları tarafından kapsamlı şekilde düzenlenmesi gerekir. Sosyal inceleme yapılmadan hazırlanan iddianamenin iadesine imkân tanınması, çocuk hakkında karar verilmeden önce onun yaşam koşullarının araştırılmasını sağlaması bakımından isabetlidir. Kapalı ceza kurumu başlangıç noktası olmamalı Düzenlemenin en fazla tartışılması gereken yönlerinden biri infaz sistemindeki değişikliktir. Çocukların hapis cezalarının doğrudan çocuk eğitimevlerinde infazına başlanması yerine, infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması ve iyi hâlli olduğu değerlendirilen çocukların daha sonra eğitimevine ayrılması öngörülmektedir. Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az, taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilen çocukların cezaları ise doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilecektir. Çocuk kapalı ceza infaz kurumlarından eğitimevlerine geçişin psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, öğretmen ve avukat gibi uzmanların katılacağı bir değerlendirmeye bağlanması olumlu bir güvencedir. Değerlendirmelerin belirli aralıklarla tekrarlanması da çocuğun durumunun izlenmesi bakımından önemlidir. Ancak çocuk adaletinde kapatma son çare olmalıdır. Eğitimevi temel seçenek olmaktan çıkarılıp çocuğun iyi hâl göstererek ulaşması gereken bir aşamaya dönüştürülürse rehabilitasyon anlayışı zayıflayabilir. Çocuğun eğitim ve iyileştirme imkânını hak ettiğini kanıtlaması beklenmemelidir. Asıl olan, devletin çocuğu yeniden topluma kazandıracak şartları en baştan oluşturmasıdır. İsim değişikliği tek başına yeterli değil Düzenlemeyle “suça sürüklenen çocuk” ifadesi yerine “adli süreçteki çocuk” kavramının benimsenmesi de kamuoyunda dikkat çekmiştir. Kullanılan dil önemlidir. Bir çocuğu peşinen suçlu olarak damgalamayan, masumiyet karinesini ve çocuğun onurunu koruyan ifadelerin tercih edilmesi yerindedir. “Adli süreçteki çocuk” kavramı, soruşturma veya kovuşturma geçiren her çocuğun suçlu sayılamayacağını vurgulaması bakımından faydalı olabilir. Ancak kavram değişikliği, çocuğu suça götüren koşulların üzerini örtmemelidir. “Suça sürüklenme” ifadesi, çocuğun yalnızca fail değil; aynı zamanda ihmalin, yoksulluğun, şiddetin veya suç örgütlerinin hedefi olabileceğini anlatmaktadır. Dolayısıyla terminoloji değiştirilirken çocukların neden adli sürece girdiği sorusu gündemden çıkarılmamalıdır. İsim değişikliği ancak koruyucu sosyal politikalarla desteklenirse gerçek bir anlam kazanacaktır. Ceza artışı tek başına çözüm değildir Çocukların karıştığı ağır suçlar karşısında toplumun güvenlik beklentisi ve mağdurların adalet talebi görmezden gelinemez. Devletin yaşam hakkını koruma, suçları etkili şekilde soruşturma ve failler hakkında orantılı yaptırımlar uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bununla birlikte çocuk ceza hukukunda yaş indiriminin nedeni çocuğa ayrıcalık tanımak değildir. Çocukların muhakeme, dürtü denetimi, riskleri değerlendirme ve yönlendirmeye direnme kapasiteleri yetişkinlerle aynı düzeyde değildir. Suçun ağır olması, faili yetişkin hâline getirmez. Meydana gelen sonucun ağırlığı ile çocuğun kusurunun ağırlığı her olayda aynı kabul edilemez. Bu nedenle hâkime tanınan takdir yetkisi kullanılırken yalnızca suçun sonucu ve toplumda meydana getirdiği tepki esas alınmamalıdır. Çocuğun gelişim düzeyi, kişisel özellikleri, aile ve çevre koşulları, bir yetişkin ya da suç örgütü tarafından kullanılıp kullanılmadığı ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir. Koruma ile yaptırım birlikte düşünülmeli Yeni kanun, çocukların silah ve kesici aletlere erişiminin engellenmesi, silah sahiplerinin sorumluluğunun artırılması, sosyal inceleme süreçlerinin güçlendirilmesi ve uzmanların infaz değerlendirmelerine katılması bakımından önemli ve ihtiyaç duyulan yenilikler içermektedir. Buna karşılık ceza sınırlarının yükseltilmesi, bazı ağır suçlarda çocuk indiriminin uygulanmaması ve kapalı ceza infaz kurumunun başlangıç noktası hâline gelmesi, çocuk adaletinin koruyucu ve onarıcı niteliği bakımından dikkatle izlenmelidir. Kanunun başarısı yalnızca verilen hapis cezalarının süresiyle ölçülemez. Asıl başarı; kaç çocuğun suç örgütlerinin elinden kurtarıldığı, kaç çocuğun eğitimine döndüğü ve kaç çocuğun yeniden suç işlemesinin önlendiği üzerinden değerlendirilmelidir. Çocuk adaletinde ihtiyaç duyulan yaklaşım ne cezasızlık ne de yalnızca daha ağır cezadır. Doğru yaklaşım; mağdurun adalet talebini gözeten, toplum güvenliğini sağlayan, çocuğun kusurunu bireysel olarak değerlendiren ve yeniden topluma kazandırılmasını esas alan dengeli bir sistem kurmaktır. Çocuğu korumak, işlediği fiili görmezden gelmek değildir. Ancak çocuğu yalnızca cezalandırmak da toplumu korumaya yetmez.
Hafize ÖzdilekAvukat

İlgili Haberler